İçeriğe geç

İngilizce zaman sayılabilir mi ?

Deh olarak her zaman en iyi içeriği sunmak için çalışıyoruz. “İngilizce zaman sayılabilir mi” konusunda daha fazlası için takipte kalın!

İngilizce Zaman Sayılabilir mi? Kayseri’de Bir Günün İçinde Düşüncelerim

Sizin İçin Seçtik: İngilizce olarak ayran ne demek ?

Deh okurlarına özel hazırlanan bu içerikte “İngilizce zaman sayılabilir mi” hakkında en önemli detayları derledik.

Sabahın erken saatleri: Defterimin kenarında başlayan soru

Kayseri’de sabahlar hep biraz serttir. Rüzgâr, camın kenarına vurduğunda insanı uyandırmakla kalmaz, sanki içindeki bütün düşünceleri de uyandırır. O sabah da öyle oldu. Alarmdan önce gözlerimi açtım. Elimi uzatıp masamın üstündeki deftere dokundum. Günlüğüm… benim en sessiz ama en dürüst arkadaşım.

O gün içimde tuhaf bir huzursuzluk vardı. Sanki bir şeyleri yanlış anlıyormuşum gibi. İngilizce dersinde takıldığım bir cümle aklımdan çıkmıyordu: “Is time countable?”

Defterimi açtım ve yazdım:

“İngilizce zaman sayılabilir mi?”

Kalemi elimde tutarken bile garip bir boşluk hissettim. Çünkü bu soru sadece dil bilgisi gibi durmuyordu. Sanki hayatla ilgili bir şey soruyordu bana. Zamanı sayabilir miydik gerçekten? Yoksa biz sadece onun içinden geçerken kendimizi mi sayıyorduk?

Okul yolu: Zamanın içinden geçerken

Otobüse bindiğimde Kayseri’nin sabah kalabalığı her zamanki gibiydi. Herkes bir yere yetişiyordu ama kimse nereye yetiştiğini tam bilmiyor gibiydi. Pencereden dışarı baktım. Binalar geçiyordu, insanlar geçiyordu, yüzler geçiyordu.

Kulağımda kulaklık vardı ama müzik dinlemiyordum. Sadece sessizlik… ve düşüncelerim.

İngilizce öğretmenimiz dün sınıfta bir şey demişti: “Time is uncountable in English.”

Herkes yazmıştı. Ben de yazmıştım ama anlamamıştım. O an sadece kural gibi gelmişti. Ama şimdi içimde büyüyordu bu cümle.

“Zaman sayılmaz mı?”

Eğer sayılmıyorsa, neden günleri sayıyoruz? Neden yaşları sayıyoruz? Neden “bir yıl daha geçti” deyince içimizde bir şey değişiyor?

Otobüsün camına başımı yasladım. İçimde hafif bir hayal kırıklığı vardı. Çünkü bazen bir şeyi anlamamak, insanın kendini eksik hissetmesine neden oluyor. Ama aynı zamanda garip bir heyecan da vardı. Belki de anlamadığım şeyler, beni ben yapıyordu.

Sınıfta o an: İngilizce ve içimdeki sessizlik

Ders başladı. Tahta temizdi, tebeşir kokusu sınıfın içine yayılmıştı. Öğretmenimiz yine aynı konuyu anlatıyordu:

“Time is uncountable. But we can say ‘two times’, ‘three times’ when we mean occasions.”

Kalemim defterde durdu. O an sanki sınıfın sesi uzaklaştı.

“İki kez, üç kez… ama zaman sayılamaz.”

İçimden tekrar ettim.

Benim için zaman hep sayılabilirdi aslında. Çocukken yaz tatillerini sayardım. Kaç gün kaldı diye beklerdim. Doğum günlerimi sayardım. Birini kaç gündür görmediğimi sayardım.

Ama şimdi öğretmenim diyordu ki zaman aslında sayılmaz.

O an içimde bir kırılma hissettim. Sanki yıllardır tuttuğum bir defterin sayfaları yanlış numaralanmış gibiydi.

Elimi defterime götürdüm ve yazdım:

“Belki de ben zamanı yanlış sayıyorum. Belki de zaman sayılmıyor, sadece hissediliyor.”

Öğle arası: Yalnızlığın içinde büyüyen düşünce

Okul kantininde otururken herkes konuşuyordu. Kahkahalar vardı, planlar vardı, yarınlar vardı.

Ama ben biraz uzaktaydım.

Çayım soğurken düşündüm. Eğer İngilizcede time sayılmıyorsa, bu sadece bir dil kuralı mıydı? Yoksa hayatın kendisine dair bir şey mi söylüyordu?

Bir anda içimi yoğun bir duygusallık kapladı. Hayal kırıklığı gibi ama tam değil. Daha çok bir şeyleri yanlış anlamış olmanın verdiği o ince sızı…

Zamanı hep elimde tutabileceğimi sanmıştım. Planlar yaparken, günleri bölerek, saatleri hesaplayarak… Ama belki de hiçbir zaman elimde değildi.

Belki de sadece akıyordu.

Ve biz sadece içinden geçiyorduk.

Bu düşünce biraz canımı yaktı. Çünkü kontrolü seviyorum. Belirsizliği sevmiyorum. Ama zaman… bana hiçbir zaman tam olarak ait olmamıştı.

Akşamüstü: Kayseri sokaklarında iç sesim

Okul çıkışı yürürken hava soğumuştu. Kayseri’nin akşamları insanın içini daha çok konuşturur. Sokak lambaları yanıyordu. Gölgem önümde uzuyordu.

Kendi kendime mırıldandım:

“İngilizce zaman sayılabilir mi?”

Bu soru artık bir dil sorusu olmaktan çıkmıştı. İçimde büyüyen bir şey olmuştu.

Eğer zaman sayılmıyorsa, ben neyi sayıyordum?

Kaç gün mutsuz olduğumu mu? Kaç gün mutlu olduğumu mu?

Yoksa sadece geçip giden şeyleri mi not alıyordum?

Bir an durdum. Nefesim buğulu havada görünüyordu. O an fark ettim ki, içimde hem bir umut vardı hem de hafif bir kırıklık.

Umut çünkü zaman sayılmıyorsa, belki de bitmiyordu.

Kırıklık çünkü ben hep biten şeylere alışmıştım.

Defterime son not: Zamanın sayılmayan tarafı

Eve döndüğümde masama oturdum. Defterimi açtım. Kalemimi elime aldım.

Ve yazdım:

“İngilizcede time sayılmaz diyorlar. Ama ben her şeyi saymaya alışmışım. Günleri, insanları, hatıraları… Belki de bu yüzden yoruluyorum.”

Bir süre durdum. Dışarıdan gelen rüzgâr pencereyi hafifçe titretiyordu.

Sonra devam ettim:

“Eğer zaman sayılmıyorsa, belki de onu takip etmeyi bırakmalıyım. Belki de sadece içinde yürümeliyim.”

O an içimde garip bir sakinlik oluştu. Hayal kırıklığım tamamen geçmedi ama şekil değiştirdi. Daha yumuşak bir şeye dönüştü.

Sanki zaman artık bir düşman değilmiş gibi.

Gece: Kendimle baş başa kaldığım an

Gece olduğunda Kayseri sessizleşir. O sessizlikte insan kendi sesini daha net duyar.

Yatağa uzandım ama uyumadım. Tavanı izledim.

İçimdeki soru hâlâ oradaydı:

“İngilizce zaman sayılabilir mi?”

Ama artık cevabını aramıyordum. Çünkü belki de bazı soruların cevabı yoktu. Sadece hisleri vardı.

Ben o gün şunu hissettim: Zaman sayılmıyordu belki ama insanın içinde birikiyordu. Tıpkı defterimdeki satırlar gibi. Görünmüyordu ama ağırlığı vardı.

Ve ben o ağırlığı taşıyordum.

Ama artık eskisi gibi değil…

Daha farkında, daha sessiz, daha gerçek bir şekilde.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort
https://akyaziforum.com https://algoterapimerkezi.com.tr https://tartolet.com.tr Sitemap
ilbet mobil giriş