Bir Gün İzmir’de Başlayan “Abdullah Kığılı hangi takımlı?” Tartışması
Sitemizden Önerilen: Bakır Çağ hangi dönemde yaşadı ?
İzmir sabahları biraz gariptir. Güneş erken kalkar ama insanlar onunla aynı motivasyona sahip değildir. Ben de 25 yaşında, sabahları “5 dakika daha”yı bir yaşam felsefesine çevirmiş biri olarak Karşıyaka sahilinde yürürken kafamda yine gereksiz ama derin sorular dönüyordu.
O gün arkadaş grubumuzdan Mert mesaj attı:
“Abi sence Abdullah Kığılı hangi takımlı?”
Bir an durdum. Kahvemi yanlış yutuyordum az kalsın. Çünkü bu soru, sabah 9’da sorulacak bir soru değildi. Bu, gece 2’de felsefe yaparken ortaya atılıp sabaha unutulması gereken türden bir soruydu.
Ama İzmirli gençler böyle değildir. Biz bir soruyu duyduysak bırakmayız. Hele ki konu bir şekilde futbola bağlanıyorsa, olay büyür. Çünkü burada “çay mı kahve mi” tartışması bile üç saat sürer.
Abdullah Kığılı kimdir? Asıl mesele oradan başlıyor
Önce şu ismi bir yerine oturtmak gerekiyor: Abdullah Kiğılı
Normalde böyle bir isim duyunca insanın aklına ilk olarak moda, tekstil, mağazalar falan gelir. Ama Türkiye’de işler biraz farklı çalışır. Bir insan hem iş dünyasında hem de spor camiasında görünüyorsa, otomatik olarak “takım aidiyeti” dedektörleri devreye girer.
Ben de o sabah aynen öyle oldum. Kahveyi alıp içeri girdim, evdeki tek insan olan ev arkadaşım Efe’ye döndüm:
“Efe… Abdullah Kığılı hangi takımlı?”
Efe gözünü telefondan kaldırmadan cevap verdi:
“Abi sabah sabah bu soru mu?”
Evet, İzmir’de hayat böyle ilerliyor. Kimse şaşırmıyor, sadece yargılıyor.
Abdullah Kığılı hangi takımlı? sorusunun peşinde
Şimdi dürüst olalım. Türkiye’de biri spor camiasında görünüyorsa, onun takımını öğrenmek neredeyse bir refleks haline gelmiş durumda. Kahve sohbetlerinde, iş molalarında, hatta bazen dolmuşta bile bu sorular havada uçuşur.
“Abi sen hangi takımlısın?”
“Peki ya o?”
Ama Abdullah Kığılı hangi takımlı? sorusu biraz daha “üst seviye futbol dedektifliği” gerektiriyor. Çünkü burada mesele sadece taraftarlık değil, aynı zamanda yönetim, destek ve camia ilişkisi.
Ben o gün bunu düşünürken, İzmir sahilinde yürüyen iki amca konuşmasına kulak misafiri oldum:
– “Oğlum bu Kığılı var ya…”
– “Hangisi lan?”
– “Hani Fenerbahçe’de olan.”
– “Hee o mu, zaten belli o zaman.”
İşte o an kafamda bir ışık yandı. Türkiye’de bazı şeyler “belli”dir ama kimse yüksek sesle söylemez.
İzmir kahve muhabbeti: Her şeyin başladığı yer
Bizim mahalledeki kahvehaneye girdiğinizde üç şey duyarsınız:
1. Futbol tartışması
2. Ekonomi analizi (uzman: emekli dayılar)
3. “Eskiden…” cümlesiyle başlayan hikâyeler
Ben de o gün içeri girdim. Masada oturan arkadaşlardan biri yine konuyu açtı:
“Bak şimdi, Abdullah Kığılı hangi takımlı? sorusunu çözmeden bugün dağılmayız.”
Ben de dedim ki:
“Abi ben daha kahvaltı yapmadım, sen bana spor sosyolojisi soruyorsun.”
Ama kimse dinlemiyor. Çünkü bu masa bir bilim kurulu gibi çalışıyor. Herkes kendi teorisini ortaya atıyor.
Fenerbahçe bağlantısı ve kaçınılmaz gerçekler
Konuyu biraz derinleştirince herkesin ortak bir noktada buluştuğunu fark ettim. Abdullah Kiğılı ismi geçince zaten sohbet otomatik olarak Fenerbahçe eksenine kayıyor.
Bizim Efe yine araya giriyor:
“Bak kardeşim, bu adamın Fenerbahçe ile ilişkisi belli. Tartışmaya gerek yok.”
Ben de içimden diyorum ki:
“İyi de ben zaten Galatasaraylıyım, neden bu kadar duygusal bir baskı altındayım?”
Ama İzmir’de futbol sadece takım tutmak değil. Aynı zamanda bir kimlik meselesi. Hangi kafede oturduğun bile bazen sorgulanabilir.
Yanlış anlaşılmalar ve mahalle dedektifliği
Bir gün önce bakkal Serdar abiyle konuşuyorduk. Konu yine döndü dolaştı aynı yere geldi:
“Bu Kığılı var ya… hangi takımlıymış?”
Serdar abi gözlüğünü düzeltti:
“Oğlum adam iş insanı, ne yapacaksın takımını?”
Ama biz gençler öyle kolay bırakmıyoruz. Çünkü biz her şeyin arkasında bir “hikâye” arıyoruz.
Mesela ben bazen düşünüyorum:
“Belki de Abdullah Kığılı hangi takımlı sorusu aslında bizim kendi aidiyet arayışımızdır.”
Sonra kendime diyorum ki:
“Tamam kardeşim, fazla derine indin, çık artık.”
İç ses: Fazla düşünen İzmirli genç modu
İç sesim genelde ikiye ayrılır:
Birinci ses:
“Boş ver ya, ne önemi var?”
İkinci ses:
“Dur bir dakika, bu önemli olabilir.”
O gün Abdullah Kığılı hangi takımlı? sorusunda ikinci ses galip geldi.
Kafamda sahne canlandı:
Ben, sahilde oturmuşum, martılar uçuyor, yanında bir çay… ve ben büyük bir keşif yapmışım gibi:
“Evet… Fenerbahçe bağlantısı var.”
Sonra bir anda kendime gülüyorum.
“Sen ne yaşıyorsun oğlum? Sherlock Holmes İzmir şubesi misin?”
Ama işte bu düşünceler bizim günlük hayatımızın bir parçası. İzmir’de büyüyen herkes biraz fazla düşünen, biraz fazla gülen ama çoğu zaman hiçbir şeyi ciddiye almayan bir karışıma dönüşüyor.
Arkadaş grubunda final tartışması
Akşam olduğunda WhatsApp grubunda konu tekrar açıldı.
Mert yazdı:
“Son karar nedir?”
Ben:
“Abi bence Fenerbahçe tarafında güçlü bir bağ var.”
Efe:
“Bence bu kadar büyütmeye gerek yok.”
Ama kimse tatmin olmuyor. Çünkü biz aslında cevabı değil, sohbeti seviyoruz.
Futbol, aidiyet ve gereksiz ama güzel tartışmalar
Düşününce aslında Abdullah Kığılı hangi takımlı? sorusu sadece bir isim üzerinden dönmüyor. Bu soru, Türkiye’de spor kültürünün nasıl sosyal bir yapıya dönüştüğünü gösteriyor.
Bir iş insanı, bir kulüp, bir şehir ve bir sürü yorum… Hepsi aynı masada.
Ben bazen düşünüyorum:
“Belki de biz takım tutmaktan çok hikâye tutuyoruz.”
Çünkü hikâye varsa sohbet var. Sohbet varsa İzmir akşamı var. İzmir akşamı varsa zaten hayat fena değil.
Son sahne: Sahilde yürürken gelen farkındalık
Gece tekrar sahile çıktım. Rüzgar var, deniz hafif dalgalı. Telefonuma baktım, hala aynı soru:
Abdullah Kığılı hangi takımlı?
Gülümsedim.
Çünkü aslında gün boyunca cevap aradığımız şey bir bilgi değilmiş. Bir bağ kurma şekliymiş. İnsanların isimleri, takımları, şehirleri üzerinden birbirini anlamaya çalışmasıymış.
Sonra içimden geçirdim:
“Bazen bazı soruların cevabı net değildir… ama konuşması güzeldir.”
Ve İzmir’in o hafif rüzgarlı gecesinde yürümeye devam ettim.